herkes vize macerasını anlatıyor bende anlatayım dedim..

20 nisan çarşamba günü hayatımda ilk kez bir uçağa binerek yola çıktım istanbula. Zamanında çeşitli konserler nedeniyle tek başıma gelmişliğim çoktu bu şehre ama bu sefer farklı bir amaç için geliyordum, ayrıca belirtmeliyim ki istanbulu tek başınıza turist ömer misali altını üstüne getirmek gibisi yok. neyse aslında devam ederim bu konuda ama vize görüşmesine geçiyorum uzun olmasın diye..
randevum 8.15teydi ve ben sabah otelde güzelce bir kahvaltı yapıp konsolosluğa doğru 5dklık bi yürüyüşe geçtim.içimde zerre heyecan yoktu kesinlikle.. Konsolosluğa gelir gelmez karşıdaki cafelerde oturan birisine saat sordum, 8e 7 var dedi. "eh" dedim içimden "hadi bakalım". kapıdaki görevli listeden adımı kontrol etti ve sonrasında tek sıra halinde sıralananların en arkasına geçtim sıraya. görevlilerden biri "8.15 randevusu olan kaldı mı" deyince uçtum tabi en öne. neyse, güvenlik görevlisiyle de güzel bir muhabbet ettim sabah sabah iyice açıldım. Bana hemen "sporcu musun" dedi "evet karateciyim" dedim o da kickbox yapıyomuş falan filan neyse belgelerim düzenlendi, üst kata çıktım, numaramı aldım, parmak izimi amerikalı bayana verdim (hızlı geçtim buraları).
en öne oturdum ve numaramı beklemeye başladım. 3 görevli mülakat yapıyordu ve seslerini olduğu gibi dinliyordu genç watcılar Dikkat ettiğim bir şey, en soldaki kel adam ortalamalara çok takıyordu. İçimden "nolur bu adam gelmesin" dedim zira benim son dönemim bayağı kötüydü. Onun yanındaki adam ise hani o matrak olan, herkesin bahsettiği güler yüzlü olan.. Bayağı bi muhabbeti ilerletiyordu milletle. O arada Bir baktım numaram yandı "61"
Şeker adam- Ş
Ben- B
Ş:Merhabaaaaa, how are you? (bu arada göz göze gelmeye çalışıyomuş benimle ben hemen belgeleri uzattım bir iki saniyelik gecikme oldu)
B:merhaba, fine, you?
Ş:fine.
dedi ve belgelerimi aldı. Nereden geldiğimi, Nasıl geldiğimi -uçakla dedim ve ilk seyahatim olduğunu ve 1 saat olduğunu ekledim- İyice gülümsedi ve amerikaya giderken böyle olmayacağını, uçağın çok uzun süreceğini, kitaptır filmdir müziktir birsürü şey yapmaya vaktim olacağını söyledi. Ben de "tamam" dedim "göreceğiz".
O arada transkripti açtı şöööyle bir inceledi ne okuduğumu sordu "hukuk" dedim. Nereye gideceğimi, tam olarak nerede ve ne olarak çalışacağımı sordu. Ne olarak çalışacağım kesin olmadığı için "i"ll try to do my best to work as a cashier" dedim.
Bir baktım Ds mi açmış imzalıyor mühür basıyor falan "Peki" dedi "ne yapmayı seversin" (hani boş zamanlarında ne yaparsın nelerden hoşlanırsın gibi bir soru) birden "movies" deyivermişim ben de farkına varmadan (halbuki music deyip müzik muhabbeti yapacaktım kızdım kendime sonradan )"en sevdiğin film ne" diye sordu ve ben "Gladiator" dedim. "Ben kanlı manlı şeyleri sevmiyorum" dedi. "Öyle mi, Ben Russell Crowe'u çok severim" dedim. "Benimki Pride&Prejudice" dedi. Bunu duyunca aha dedim bildiğim yerden.. "Hangisinden bahsediyosunuz dizi olanından mı film olanından mı" dedim. Şaşaladı bunu duyunca, "BBC dizisi de vardı evet güzeldi" dedi. Bu sefer de Colin Firth'ü çok sevdiğimi söyledim eh artık daha ne konuşacaktık? Camdaki kağıdı gösterdi "bunu okudun mu?" diye sordu ve ben de "evet" dedim. "Ok, have a nice summer" dedi ben de "Thank you" dedim ve "oalalala!" dedim içimden tabi..
bahsetmek istediğim bir başka şey de red alan yaklaşık 5-10 kişi falan gördüm. Birisi vardı ki ona kel adam defalarca, tane tane "where are you going" demesine rağmen alamadı. Bir başkasının da ortalaması çok çok düşüktü ve adamı geri döneceğine inandıramadı, nasıl düzeltebileceğini falan sordu adam inanmayarak. Neyse işte bu da benim yaklaşık 5 dk süren vize maceram, Ş ile B'ye gerek yokmuş...