ve sonra, tam 16 saat sonra uyandım... bi insan bunu nasıl yapar hala anlamıyorum, su içmeden tuvalete falan gitmeden 16 saatlik uyku

dedim evdekilerle tanışayım nasıl adamlar... en azından bizim kültüre yakın adamlar diyip kendimi avutuyorum bu arada... (sonradan öğrendim bizi ürdünlü ve mısırlılarla aynı eve koymalarının nedeni müslüman olmamızmış, çünkü ecnebilerle müslümanlar pek çok yönden anlaşamıyormus...)

biraz önyargım vardı araplar hakkında, nasıl derler, biraz pis oldukları konusunda, ama hep saçma olduğunu düşünürdüm, yani sonuçta her milletin pisi var temizi var dimi?

yokmuş abi, atalarımız ne güzel icatlar yapıp hayatı kolaylaştırmaya çalışmışlar ama bu arkadaslardan tık yok... makarnanın suyunu süzerken bütün tencereyi lavaboya döküp sonra toplayıp yiyen, makarna ve pilav yerken çatal kaşık kullanmayan, hatta yemek yediği masaya çıplak ayaklarını uzatıp salyalar saçan insanlarla aynı evde kaldım "eğer bunların abartı ya da yalan olduğunu düşünen arkadaşlar varsa tam şu anda aklıma gelen anılardan dolayı şekil almış suratımın resmini göndereyim hiçbir süpheleri kalmaz...."

aman yarabbi nereye geldik diye çığlık atarak evden kaçtım ve bi dışarıya bakim ne var ne yok dedim... merak etmeyin hala bi düzelme yok, hala hüsran... 2005 yılındaki katrina'nın etkileri hala geçmemiş, neredeyse harabe bir şehir... yani birkaç yeri hariç...

tam o anda uçak biletimin flexible olduğunu hatırlayıp daha açmadığım bavulumu kapı önüne koyup dönmeyi düşünmedim değil... ama neyse dedik daha iş falan bulacaz, belki düzelir herşey... kültür şoku diyorlar ya, herhalde ondan yaşıyor olmalıyım diyor ve avutuyorum hala

biraz hızlı geçeyim,

normal şartlarda ertesi gün işe başlamamız gerekirken, oryantasyona dahi 6 gün sonra katılabiliyoruz... o da tamamen komedi, 10-15 kişiyi bir odaya toplayıp powerpoint sunuları izliyoruz, toplamda 25-30 dakika da herşeyi öğrendiğimizi varsayıp eve gönderiyorlar...

neyse işe başlıyoruz, ilk başlarda herşey zevkli... sabah gelip girişi yapıyoruz, çalışıyoruz... şunu farkediyorum ki gerçekten zeki milletiz... amerikalı vatandaşlarımızın aylardır çalışıp hala tablodaki şekillere bakarak hazırladığı hamburgerleri 4-5. saatin sonunda ümit usta hızı, tecrübesi ve lezzetiyle müşterilere sunmaya başlıyoruz...

dediğim gibi ilkbaşlarda herşey güzel, haftada çalışılabilecek maksimum saat olan 40 saati veriyorlar, işyerinde huzurumuz var, ve ev de fena değil, kaynaşınca çok da kötü insanlar değil araplar (yemek kısmı hala hariç)

fakat aradan iki hafta geçince yine tepetaklak oluyoruz.... işyerinde dijital sistemde yaptığımız giriş ve çıkışlar nasıl oluyorsa yarı yarıya düşük olarak gösterilip öyle ödeme yapılıyor bize, "ör: 40 saat çalışmışım ama 18 saatlik çalışmış gibi gösterilip ücret ödüyorlar"

tabi kesin bi yanlışlık olmuştur diye gidip düz***meye çalışıyoruz, ama çok da fazla ilgilenmiyorlar, "sponsorunuzla görüşün bizlen alakalı değil" deyip işimize dönmemizi söylüyorlar....

bu da yetmezmiş gibi evde de huzurumuz kaçmaya başlıyor. sanırım ürdünlü kardeşlerimizle biraz fazla samimi olmuşuz, öyle ki gece 11 de işten dönüp kendimi neredeyse ölü bi şekilde yatağa attıktan birkaç saat sonra yatağımda bir hareketlenmeyle uyanıyorum... bi bakıyorum yatağımın üstünde tareq adındaki ürdünlü ev arkadaşım "kendisi normalde diğer odada kalıyor" "noluyo laaaan, niyeti bozmuş herif" diye tam nida atmaya hazırlannırken adam bi an şaşırıyor... "şey, bilgisayarını alacaktım, da kusura bakma odanıza da girdim" diyor... laptop'um yatağın diğer tarafındaymış ve arkadas da üzerimden atlamayı tercih etmiş.... izin almak ya da kapı çalmak gibi alışkanlıklarının olmayışı oldukça garip geliyor ama evde bir türk-arap savaşı başlatmamak ve huzurumu kaçırmamak için uyumaya devam ediyorum...

sorunların hepsi üstüste gelmeye devam edyor... bu sefer de işyerinde huzurumuz kaçıyor.... sebebini anlamadığımız bir şekilde, birkaç gün önce gayet iyi anlaştığımız McDonalds personeli "tamamı zenci bayanlar" bir anda bize düşman kesiliyorlar. aynı konumda, yani sadece çalışan olmalarına rapmen bize garip garip emirler vermeye çalışıyorlar, dalga falan geçiyorlar.. 3-5 gün sabrediyoruz ama tek yaptığımız şey işimizi yapmak olduğundan, onların yaptığına bir anlam veremiyoruz "yani değil işi kaynatmak, aramızda türkçe bile konuşmamaya çalışıyoruz onlara ayıp olmasın diye, zaten iki kişiyiz... inanmayacaksınız ama harbiden sütten çıkmış ak kaşık gibi çalışıyoruz"

tabii günde 8 saat böyle bir baskı altında çalışmak ve eve gidince de bizi çok güzel şeylerin beklemeyişi "artık yeter ulan " dedirtiyor... ve sponsorumuzu arayıp "bulacağınız işi de, evi de...." şeklinde gayet samimi ve içten bir mesaj gönderiyoruz.....

"devamını okumadan sakın wat hayallerinizden vazgeçmeyin..... samimi söylüyorum daha bunlar hiçbirşey değil"