ARLİNGTON SOKAKLARINDA İLK ADIMLAR VE ÇALIŞMADAN BOŞ BOŞ GEÇİRİLEN İLK 15 GÜN
Herneyse, meraktan ölüyorum ama ben. 2 gündür ABD sınırlarının içindeyim ama bir caddesinde gezememişim. 2 kişi yattı ve biz de uyanık kalabilen diğer 2 arkadaşla kısa bir tura çıktık. Resepsiyondan tarif aldık ve Wal-Mart yoluna düştük birkaç yiyecek almak için. Güya yakın dediler ve biz de aldanıp yürüyoruz o sıcakta.Git git yok..Soruyoruz ilerde diyor herkes. Dallas Cowboys sahasını filan geçtik Six Flagsi gördük ama Wal-Mart hala yok. Baş dönmeye başladı göz kararmaya başladı derken bulduk sonunda. Yel gibi girdik ve elimizde 3-5 parça şeyle çıktık. Hava kararmış ve kaldırımda oturarak tıkınıyoruz. Gelen geçen bize bakıyor sanki uzaylıymışız gibi. Polis molis geçerken bir yavaşlıyor yanımızdaDedik ilk günden sorun çıkarmayalım ve eve dönüş yoluna koyulduk. 45 dakikalık dönüş yolundan sonra yatağa giriş ve sabah uyanış bir oldu. Peynir ekmekle geçiştirilen kahvaltıdan sonra yine Wal-mart yolu.Bir pre-paid telefon, bikaç yiyecekle döndük ve devamlı kalacak bir yer bulup ertesi gün oraya taşındık. Telefon alırken oradaki kadın yurt dışı aramalar kapalı demişti ama eve gelince bir arkadaşım denedi. Duygusal arkadaşımın konuşması aynen şöyle: “ Abi çalıyo lan bu tel, valla çalıyo…Alo anne?...Anne ağlama anne! Ehüehüehü
” ve odadan dışarı çıkar
Bu arada John karaktersizini de(supervisor) aradık ve biz geldik dedik ama adam yok. 2 gün boyu aradık yok. Dımdızlak kalakaldık. Dedik galiba WAT'zedeler kervanına karıştık. Neyse ki bulup edip supervisorla konuştuk sonunda ve işin garantisini aldık ama sosyal güvenlik ofisi ve Wal-Mart yolunda tam 15 günümüz geçti boş boş çalışamadan. Yeni taşındığımız sitenin lobisindeki teyzeyle olan karşılıklı birbirini anlayamamalarla dolu pazarlıklar,günlerce TV de Ninja Warrior izleme, spor yapma,aynı işte çalışacağımız ve tesadüfen bizle aynı yerde kalan ve halen Amerikada okuyan Tacik ve Özbek arkadaşlarımızla yaptığımız batak ve Çin lokantası aktiviteleri de bu arada yaptığımız şeylerdi tabi. Vallahi o 15 gün bize sanki 1 ay gibi gelmişti ve Amerikan kültürüne iyice alışmıştık. Yolda kenarında yürürken ( yol dediğimin çoğu anayol ya da otoban)her geçen bize bakıyor çünkü ortada başka yürüyen yok. Saat ne olursa olsun..Işıktan karşıya geçiyoruz ve ışıkta duran arabalar geri vitese takıp bizden uzaklaşıyorlar. Biz Teksas'dayken bir teori kurmuştuk: Bir tv kanalı devamlı bizi gözetliyor. Uydudan filan gözetliyolar bizi ve naklen yayındayız hep. İzleyen varsa Jim Carey'nin Truman Show filmi ya da BBG gibi. Çünkü etrafta hep polisler helikopterler. Arabalardan bize dönüp bakıyorlar hep ve kimisi de camdan çıkıp bağırarak laf atıyor. Hattaaaa
yasak çitlerin filan üstünden atlarken gece vakti bir helikopter yaklaştı bize ve tepemizde uçuyor. Gencayın bacağında bir lazer ışığı ve pııvvvn diye bir ses geliyor. Gencay tam kaçarken vuruluyor ve koşan atı bacağından vurmuş gibi yere yıkılıyor “ anam” diyerek. Devamlı bu sahneyi bekledik orada ama olmadı bir türlü
Yaşanan bu günlerden sonra bir ara Alaska'ya gitmeyi de düşünmedik değil ama Teksas tüm büyüsüyle artık bizi içine almaya başlamıştı.
İŞLER DEĞİŞTİ!
Derken oryantasyon günü geldi ve bizi Six Flagse değil oraya bağlı Hurricane Harbor'a çağırıdlar oryantasyona. Yani Aqua park. 2 gün sonra da 3 ümüzün su parkında diğer 2 nin roller coasterların olduğu parkta çalışacağı belli oldu. Bir taraf sevinirken diğer taraf üzüldü ama kader.. İlk günler biz kendimizi aqua parkta eğlenceye kaptırmışken, yarım saatte çekmemiz istenen 50 fotoyu 10 dakikada çekip 20 dakika yüzerken diğer tarafta çalışan arkadaşlar, oraya ameleliğe,yanmaya gelmediklerini belirterek Türkiye'ye dönme kararı aldılar ama sonunda geri ikna ettik. Çaktırmayın kira artacaktı o zaman kişi başına düşen
DERBEDER GÜNLER
Çoook güzel anılar yaşadık. Yeri geldi sağanak yağmurlar gördük o çölümsü sıcaklarda. Oradaki çalıştığım yerde bir kız yüzünden Türkiye'deki sevgilimden ayrılma noktasına geldim ama sonra kurtardım ilişkimi. İlk günlerdeydi ve bizim John employee breakroomda kızların konuşmasını duymuş. "Tall Kodak guy" filan diyomuş biri baya övmüş beni "so sexy" falanGeldi bana anlattı john ve gaza geldim. Ertesi gün bir şekilde tanıştık ve yanlış anlamalar sebebiyle saçma bir noktaya geldik. Bu kızın varlığını sevgilim duydu bir şekilde ve acılı günler.. Ama çok şükür kurtardım ilişkimi.Bir süre sonra devlet memuru gibiydik. İşe git.Çalış. Dön. Yemek ye. Yat... Araba yok.Araba alacak para yok.
ÇAKALLIKLAR BAŞLIYOR. KORK BİZDEN ARTIK TEKSAS!
Ama Türkler olarak insan ilişkilerindeki ustalığımız sembolik 1 kutu kola komisyon karşılığı komşuların bizi alışverişe götürmesini sağladı daha sonra. Araba bulamadığımız günlerde sıcakta 2 günde bir 1 saatlik walmart yolu ve dönüşünden kaçışımız olmadı tabi. Tek güzel yan 2 parktaki oyuncuklardan beleşe yararlanmak (Titan rollercoaster favorimdi) ve gün boyu havuzlarda fotoğraf çekme ayağına yüzmemdi. İşi kapınca da kaytarmaya, işi sallamaya başladık ve değerli- para getiren elemanlar da olduğumuz için adamlar bizi çalıştırmaya mecbur olduklarından bir şey diyemiyordu. İşimiz gereği her 50 fotoğrafta bir hafıza kartı değiştirmek gerekiyordu ve ben geçen çoluğun çocuğun fotosunu değişik açılardan 3-4 kere çekerek 5-10 dakikada tamamlıyordum turumu ve bu fotolar güzel de satılıyodu çünkü çocuk, ebeveynlerin zayıf noktasıydı. Sonra da 20 dakika mis gibi yüzüyor eğleniyordum. Tuvaletlerde saatlerce uyumamız ve patronların koca parkta bizi saatlerce araması( ne kadar çok saat o kadar para) Arada dostlarımızın arabalarıyla bizi gezdirmesi; Dallas gezileri falan. Bu arada bir arkadaş Amerikalı bir kızla aşka düştü ve onlarla kanka olduk.Kızın abisi ve onun sevgilisi de six flagsde çalışıyor ve bizle aynı sitede kalıyor. Bu nedenle arkadaşımız Levent'in yatağı kaç gece boş kaldı hatırlamıyorum
Bolca bizi walmarta götürdüler ve biz de her seferinde eve davet ettik yemeğe. Ellerindeki ufak “hooker” dedikleri basit nargilelerini günlerce sömürdüğümüz de çok oldu
YENİDEN DOĞUŞ
Artık sıkılmaya ve diğer watçıların nerede kaldıklarını düşünmeye başlamıştık ki kovuklarını bulduk. Baya baya 5 kişi olarak onlardan bihaber, soyutlanmış olarak yaşıyormuşuz biz bir nevi. Son 1 ayımız orada muhteşem geçti. "Dayı" diye çağırdığımız sandalet ve şortuyla gezen hafif göbekli, esmer, süper yemek yapan ve hala iletişimde olduğumuz David çıktı karşımıza. Öyle bir insandı ki hepimiz Amerika'dan değil ondan ayrılmaya üzüldük. Hüngür hüngür ağladık.Hani denir ya kelimeler yetmez diye..Öyle bir şey ki cidden yetmiyor. Oradaki dostlarla gezilerimiz, dayının bizi kamyonetinin kasasında alışverişe götürmeleri filan...Ukraynalı,Koreli,Tayvanlı, Ekvadorlu, Brezilyalı, Bangladeşli,Azerbaycanlı bir sürü dostlarımız oldu orda ve paso havuz başı mangal barbekü partileri. Hatta bir çok arkadaşımız ilişkilerini ilerletip sevgili ayaklarına bile sıkça girdiler. Aidin isimli koca kalıplı esmer ama bir o kadar da duygusal Azeri arkadaşımız ve kardeşimiz bize o kadar bağlanmış ki veda günü böğürerek ağladı. Acıya dayanamayıp “hadi gidin artık yeter!” diye bağırıyor her defasında, her birimize yeniden sarılıyordu. David dayı da sağolsun her partiyi finanse eden ve yiyeceklerin çoğunu sağlayan kişiydi. O kadar bonkör ve insan canlısı birisini Amerika’da göremedim inanır mısınız...
"DON'T MESS WITH TEXAS"
Denk geldi Amerika'nın en büyük stadyumu olan Cowboys Stadiımda Club America- Chelsea maçına gittik, nice büyük mall'leri gezdik, kaçak beyzbol maçına girdik elde walmart poşetleriyle ama hiçbiri dayının kasasındaki gezilerimize değemedi. 16 kişi ufak bir kamyonet kasasında. Maç nedeniyle trafik sıkışık ve polis kaynıyor her yer. Herkes birbirinin üzerine yatmış ve gözükmemeye çalışıyor. Arada inip kalkan kafalar, bacaklar, kollar filan. Kramplar girmiş bacaklara derken gökyüzünde bir kafa beliriyor. Şapkasına "Police" yazıyor ve biz de yattığımız yerden ona bakıyoruz tavuk gibi. Manzarayı düşününKızlı erkekli... Mülteci gibiyiz. Dayının yanına gidip aynen şöyle diyor polis:" They're not good at hiding"."They're gonna learn" oluyor dayının cevabı ve yola devam.. Böyle günlerdi..Her gün bir macera, her gün parti, havuz başında, inanılmaz değişik insanlar, mükemel dostluklar, kardeşlikler, yoksulluk içinde zenginlik, aç kalarak ama açlığın farkına varmadan geçirilen günler. Herkesin yaşayıp görmesi gereken deneyimler. Bir Alanya, Antalya gibi ihtiyaç( ne türünü anlarsanız) giderilecek bir yer gibi değil de bir başka yuva gibi algılarsanız orayı inanın tadından yinmeyecektir… Berkan zaten demişti ilk günler “ Abi bu ne beklediğim hiçbişeyi bulamadım burada hayal kırıklığı” diye. Ben de dedim “ Abi her zaman böyledir. Son 20 gün öyle bir geçecek ki tadı damağında kalacak ve öyle ayrılacaksın buradan”. Öyle de oldu...
Bir anımdan daha bahsedeyim size. Parkta foto çekiyorum ve yapay bir ırmaktayım. Season pass'i(kombine) olan bir velet her geçişte su fırlatıyor bana. 1 oldu 2 oldu uyardım ama durmuyor. Zaten birkaç da küfür filan etti bana iyice sinirlendim. Makineyi boynuma doladım ve çocuğu köşede kıstırdım. Boyu yarım kadar(Benim boy 1.94). Boynundan tuttum ve kafayı suya bastım. Arada çıkarıyorum nefes alıyor tekrar basıyorum. Çıkarıyorum yeniden. İnsanlar dehşet dolu gözlerle bana bakıyor. Sonra bıraktım gitti ve beni şikayet etmiş. Fakat Türk olmanın ayrıcalığıyla bir kez daha kovulmadan yırttık. Ama Berkan o kadar şanslı değildi. Önce tabiri caizse kuyruk sallayan daha sonra da bundan tırsıp kaçan bir cankurtaran kıza musallat oldu. Kıza birkaç da mail attı. Arabasına not bıraktı sileceğine filan. Kız gitmiş bunları biriktirmiş ve şikayet etmiş delillerle. Cinsel tacizden diğer parka sürüldü son 1 ay Berkan.
"FIVE TURKIES IN TEXAS"
İş yeri anımız oldukça fazlaydı anlatmakla bitmez. Parkta asla Türk göremezsiniz. Daha doğrusu Teksas'da hiç göremezsiniz ( Bu arada Teksas Amerikanın en özgün eyaletidir. Sanılanın aksine kovboylar, rüzgarda kurak toprakta yuvarlanan otlar filan yoktur. Evet sıcaktır ama yeşildir de. İnsanları sıcaktır. Ayrıca ABD'nin en büyük şirketleri, ünlü isimleri, başkanları oralıdır. Araştırırsanız her şeyde bir Teksas bulabilirsiniz). Türk’süzlüğün verdiği boşlukla biz resmi bir Türkçeyi unutmuşuz tabi. Bir kere sabah ana kapıda foto çekiyoruz ve bir aile girdi. "Gel oğlum" filan dedi küçük çocuğa annesi. Biz de heyecanla yaklaşıp sorduk Türk’müsünüz diye. Azcık muhabbet ettik ayaküstü. Adam soruyor nerelisiniz diye. “ Eee biz Ankaral’lıyız. ODTÜ'de okuyoruz da buraya geldik çünkü çalışmak için biz” gibi saçma bir Türkçemiz var. E unutmuşuz abi aramızda seviyesiz bir Türkçe kullanmaktan3 ayda toplam 3-4 Türk gördük orda ve çoğu aileydi. Ayrıca Dallas’ta bir gün yana döne aradığımız Türk restoranının sahibi de önce bize bir hayat nutku çekip sonra hesabı kitlemişti. Türk’ün Türk’ten başka dostu vardır emin olun. Bazen daha da iyisi hem de….





Dedik ilk günden sorun çıkarmayalım ve eve dönüş yoluna koyulduk. 45 dakikalık dönüş yolundan sonra yatağa giriş ve sabah uyanış bir oldu. Peynir ekmekle geçiştirilen kahvaltıdan sonra yine Wal-mart yolu.Bir pre-paid telefon, bikaç yiyecekle döndük ve devamlı kalacak bir yer bulup ertesi gün oraya taşındık. Telefon alırken oradaki kadın yurt dışı aramalar kapalı demişti ama eve gelince bir arkadaşım denedi. Duygusal arkadaşımın konuşması aynen şöyle: “ Abi çalıyo lan bu tel, valla çalıyo…Alo anne?...Anne ağlama anne! Ehüehüehü
” ve odadan dışarı çıkar
Bu arada John karaktersizini de(supervisor) aradık ve biz geldik dedik ama adam yok. 2 gün boyu aradık yok. Dımdızlak kalakaldık. Dedik galiba WAT'zedeler kervanına karıştık. Neyse ki bulup edip supervisorla konuştuk sonunda ve işin garantisini aldık ama sosyal güvenlik ofisi ve Wal-Mart yolunda tam 15 günümüz geçti boş boş çalışamadan. Yeni taşındığımız sitenin lobisindeki teyzeyle olan karşılıklı birbirini anlayamamalarla dolu pazarlıklar,günlerce TV de Ninja Warrior izleme, spor yapma,aynı işte çalışacağımız ve tesadüfen bizle aynı yerde kalan ve halen Amerikada okuyan Tacik ve Özbek arkadaşlarımızla yaptığımız batak ve Çin lokantası aktiviteleri de bu arada yaptığımız şeylerdi tabi. Vallahi o 15 gün bize sanki 1 ay gibi gelmişti ve Amerikan kültürüne iyice alışmıştık. Yolda kenarında yürürken ( yol dediğimin çoğu anayol ya da otoban)her geçen bize bakıyor çünkü ortada başka yürüyen yok. Saat ne olursa olsun..Işıktan karşıya geçiyoruz ve ışıkta duran arabalar geri vitese takıp bizden uzaklaşıyorlar. Biz Teksas'dayken bir teori kurmuştuk: Bir tv kanalı devamlı bizi gözetliyor. Uydudan filan gözetliyolar bizi ve naklen yayındayız hep. İzleyen varsa Jim Carey'nin Truman Show filmi ya da BBG gibi. Çünkü etrafta hep polisler helikopterler. Arabalardan bize dönüp bakıyorlar hep ve kimisi de camdan çıkıp bağırarak laf atıyor. Hattaaaa
Alıntı
Bookmarks